ANKARA
Herkesin kendini ait hissettiği bir şehir vardır mutlaka.
Dünyanın en güzel yeri orasıdır. O şehrin sokaklarında nefes aldığını hisseder
mesela. Gökyüzü o şehirden bakılınca anlam kazanır. Kendi sesini o şehirde
dinlemiş, kuşlar orada en güzel bestelerini söylemişlerdir.
İlk sesimi duyduğum, ilk ayaklarımın üstüne bastığım, ilk
özgürlüğüm, ilk tabularımı yıktığım şehir Ankara. Benim şehrim Ankara. Nefesimi
Hacı Bayram Veli’de buldum. Müziğin sesi Karanfil’de anlam kazandı. Kurtuluş
Parkı’nda yalnızlığın güzelliğini fark ettim. Hamamönü’nde tarihi masaldan
fırlamış bir kahraman gibi hissettim. Bahçelievler 7. Cadde’de başladı kahve
tiryakiliğim.
Ankara’ya bir de yağmur yakışır. Hani ilkbaharda ikindi
vakti birden bastıran ardından güneş açtıran yağmur. O yağmura eşlik etmek
şart. Bağıra bağıra şiir okunacak. Bir sen okuyacaksın bir de dostun.
Başlayacaksın Necip Fazıl’ın “Bu yağmur… bu yağmur… bu kıldan ince” diye
ardından Ahmet Hamdi Tanpınar’dan “Yağmur ince ince toprağa sinsin, Bir başka
alemden gelmiş gibisin” söyleceksin. En son Resul Dindar’ dan “ Yağarsa yağmur yağar/ Ben zaten islanmişum”
bağlayacak ve hakkını vereceksin yağmurun.
Kar en güzel bu şehre yakışır. Gelinlik kız gibi süslenir
şehir ve üzerinde Ankara kargası yerini alır. Dışarısı soğuk ama yüreğinde soba
yanar. Elinde küçük karton bardakta çayla karda yürümediysen karın kabini
kırmışsındır. Bilir misimiz çayın en güzel aromasını karlı havada alırsın. Hem içiniz
ısınır hem sizinle dost olur.
Her üzüldüğümde her yalnız kalmak istediğimde herkesten
uzaklaşmak istediğimde hep Ankara’ya kaçmak isterim. Sanki bütün sorunlarım
bütün sıkıntılarım Ankara’da bitecek. Ankara bana ilaç olacak derdime derman
olacak gibi gelir. Belki de Hacı Bayram Veli’nin etkisidir. Bilmem, bilemem…
Yorumlar
Yorum Gönder